3 Eylül 2010 Cuma


Yazmayı unutmuşum gibi geldi yazıya başlarken. Kendim olmayı unutmuşum. Ya da şu aralar kendimi beğenmemeye başladım. Yarın ve yarından sonra 6 sınavım var ve ben nerede gireceğimi bile bilmiyorum. Eve de kağıt gelmemeye başladı zaten 3. yıldan sonra. Niye diye de sormadım. Üşenmeden ki şunu alıp şuraya koymaya üşenen bir insanımdır, gidip Aöf bürosuna sınav kağıdımı alıyorum. Alıyorum da n'olyor sanki, sınav kağıdımı almak için o kadar efor sarfetmemiş gibi bir de sınava giriyorum. Giriyorum da n'oluyor sanki, cevap anahtarına 3 kere A, 3 kere B, al fa be işaretleyip geliyorum. İşaretliyorum da n'oluyor sanki, bir gün de tutsa şunlar, o kadar uğraşmış işaretlemeye deseler ölüvercekler aman. Aman!
Kendimi beğenmiyorum dedim ya, işte gittim saçımı kestirdim, ilkokuldan beri böyle kısalmamışlardı. Hem değişik hem güzel oldu. Biraz beğendim kendimi. Ama olay öyle değil, içinde bir şeyleri değiştirmek, içini güzel görmek önemli. İç güzelliği önemli derler ya. Hah yalan işte o.
Yok yok o değil de, iyi ki saç diye bir şey var, yoksa neyimizi kestirir boyardık düşünmek bile istemiyorum.
Günler içimi sıkarak geçiyor, gece olunca ruhumu leğene teslim ediyorum. Leğen beni yıkıyor, sabah olunca da iplere seriliyor, rüzgar da ana avrat düz geçiyor üstümden... Sonra yine kirlen, yine leğen...

Hiç yorum yok: